Su stresi yaşayan Türkiye’de kaynaklar damla damla bitiyor

Hüseyin VATANSEVER

İklim değişikliği ile yağışların azaldığı Türkiye’de, artan nüfus ve genişleyen şehir merkezleri su havzaları üzerindeki baskıyı artırıyor. Buna yükselen sanayi üretimi ve gıda güvenliğini sağlayacak boyutta tarımsal üretim yapma baskısını da eklersek ortaya vahim bir tablo çıkıyor.

Peki ne yapmalı, nasıl yapmalı? Her şeyden önce kaynakların daha verimli kullanılması için vakit kaybetmeden harekete geçilmesi gerektiğini kabul edecek bir zihniyet değişimine ihtiyaç var. Bu öyle bir değişim olmalı ki verimliliğin yanı sıra aceleye getirilmiş projelerden uzak durup, sürdürülebilirlik esas alınmalı.

Aksi halde içinde bulunduğumuz çağda “Olmaz” dediğimiz her şeyin yaşandığı gerçeğini hatırlatıp, Türkiye’nin çölleşmesine hep beraber katkı koyacağımızı vurgulamakta beis bir durum olmadığını düşünüyoruz. Dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 70’ini sular kaplıyor ve mavi gezegen bu nedenle insanların varlığını sürdürebildiği tek yer…

Dünyaya yayılan akarsular, göller, denizler ve okyanuslar hem canlılara ev sahipliği yapıyor hem de karadaki canlıların yaşamını sürdürebilmesine destek oluyor. Tek bir su damlası dahi milyonlarca bakteri ya da virüse yaşam alanı sağlıyor.

İnsanlar için de hayati kaynaklar arasında yer alan su her zaman öncelikli bir konuma sahipti. Ayrıca insanlığı üstün bir seviyeye taşıyan kadim medeniyetlerin doğduğu coğrafyalara bakıldığında zengin su kaynaklarının yakınında kurulduğu görülüyor. Hatta su kaynaklarının kuruması ya da kirlenmesi yıkıcı felaketleri beraberinde getirmişti.

Tarihte koca kara parçalarını pençesi altına alan salgın hastalıkların kökeninde sağlıklı içme suyuna erişimde yaşanan güçlükler yatar. Yetişkin bir insan vücudunun yaklaşık yüzde 60’ı sudan oluştuğu gibi bir yetişkin yılda ortalama 1 ton su tüketiyor. Diğer yandan su üretimde de büyük bir ihtiyaç…

Su kıtlığı tehdidi altındayız

Devlet Su İşleri (DSİ) Genel Müdürlüğü verilerine göre, Türkiye’de kişi başına düşen kullanılabilir yıllık su miktarı 2000 yılında bin 652 metreküp, 2009 yılında bin 544 metreküp, 2020 yılında ise bin 346 metreküp oldu.

Kişi başına düşen su miktarı bin metreküpün altında olan ülkeler su fakiri, bin ile 3 bin metreküp arasında olan ülkeler ise su stresi çeken (su azlığı yaşayan) ülkeler olarak tanımlanıyor.

Mevcut veriler ışığında Türkiye su kıtlığı çeken ülkeler arasında yer alıyor gibi görünse de yapılan projeksiyonların çizdiği tablo daha karamsar bir manzarayı resmediyor. Türkiye’nin 2030 yılında 100 milyonluk nüfusa ulaşacağı var sayımıyla kişi başına düşen yıllık su miktarı bin 100 metreküp seviyesine düşme ihtimali beliriyor.

Bu durumda Türkiye su stresi çeken bir ülke olmaktan su fakiri bir ülke olma riskiyle yüzleşecek. Durumu tersine çevirmek için suyun tasarruflu kullanımı, en uygun şekilde su kaynaklarından yararlanmak amacıyla önlem alınması ve su varlıklarının kirlenmesini önlemek gerekiyor.

Günümüz teknik ve ekonomik şartları çerçevesinde, çeşitli maksatlara yönelik olarak tüketilebilecek yerüstü suyu potansiyeli Türkiye’de yılda ortalama toplam 94 milyar metreküpe ulaşıyor.

18 milyar metreküp olarak belirlenen yeraltı suyu potansiyeli ile birlikte tüketilebilir yerüstü ve yeraltı su potansiyeli yılda ortalama toplam 112 milyar metreküp olurken, bu potansiyelin en çok 57 milyar metreküpü kullanılıyor.

Yıllık su tüketimi yaklaşık 54 milyar metreküp olan Türkiye’de 40 milyar metreküp su tarımsal sulamada (yüzde 74), 7 milyar metreküp su (yüzde 13) içme-kullanma, 7 milyar metreküp su ise (yüzde 13) sanayide ihtiyaçların karşılanmasında kullanılıyor. Tüketimin en yüksek olduğu tarım sektöründe önlemlerin öncelikle alınması gerekiyor.

Suyun tarım alanlarına daha verimli kayıpsız şekilde ulaştırılması amacıyla DSİ, klasik açık sistem sulama şebekeleri yerine modern kapalı sulama sistemlerinin kullanımının yaygınlaştırılması hedefliyor. Sulamada modern sistemlerin yanı sıra meteorolojik verilerin doğru değerlendirilmesiyle gereksiz sulamanın önüne geçilmesi amaçlanıyor.

Kirlilik konusunda insanlık başarısız

Suyun insan varlığı ve dünya üzerindeki yaşamın devamlılığı açısından önemini her ne kadar biliyor olsak da insanlık olarak su kaynaklarını korumak açısından başarılı olduğu söylenemez. Bunun başlıca nedeni ise dünya genelinde yaşanan su kirliliği…

Su kaynaklarına bulaşan tehlikeli atıkların suyun içmek, yemek pişirmek, temizlenmek, tarımsal sulamada yararlanılamaz hale gelmesi, yüzmek ve benzeri aktivitelerde kullanılamıyor olması su varlığı üzerindeki en büyük tehdit…

Kirletici unsurlar arasında kimyasallar, çöpler ve parazitler yer alıyor olsa da her türlü kirlilik eninde sonunda suyu olumsuz etkiliyor. Hava kirliliği göllere ve okyanuslara ulaştığı gibi kara parçalarındaki kirlilik de yer altı suları ve akıntılarına, dolayısıyla nehirlere ve denizlere, okyanuslara ulaşıyor.

Dolayısıyla atıklar doğru şekilde bertaraf edilemezse büyük olasılıkla su kirliliğine neden oluyor. Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemiz; akarsuları, gölleri ve ırmaklarıyla düşünüldüğünde su kaynakları bakımından zengin gibi görünüyor. Fakat gerçekler böyle değil. Türkiye su stresi yaşayan bir ülke ve gün geçtikçe su fakiri bir ülke olma yolunda ilerliyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir